|
BALIK NASIL
TEMİZLENİR
TULUM ÇIKARTMA
Bazı pullu veya pulsuz
balıkların derisi oldukça kalındır. Örneğin sinarit veya dil
balığı gibi. Bu balıkların derisini komple çıkarabilirsiniz.
Bu işleme tulum çıkartma denir. Bu durumda bıçağınızın ucunu
kuyruk kısmından derinin altına sokup biraz ayırmak ve sonra
oradan tutup yavaş yavaş yukarı doğru çekmek gerekir.
Gerekirse arada bıçağınızla tulum çıkartmaya yardım
edebilirsiniz. Bu işlemlerden sonra bolca akan kan
temizlenmelidir.
Pullu balıkların temizlenmesinde
pullar etrafa saçılır ve eğer bu işlemi mutfağınızda
yapıyorsanız etrafı batırır. Bu nedenle balıkçıda temizletmeyi
tercih etmeniz önerilir
PULLU BALIKLAR
Pullu balıkların ise
önce pullarının kazınması gerekir. Bu işlem için balığı
yatırıp kuyruğundan tutarak bıvçağı her iki yanına birkaç defa
sürtmek gerekir. Balığın derisinin ve etlerinin zedelenmemesi,
balığın kesilmemesi için bıçağı dik tutmak gerekir. İç
organlarının temizlenmesi aynen palamutta olduğu gibidir.
Balık büyüklüğüne ve yapılacak yemeğe göre bütün bırakılır
veya fileto çıkarılır. Pilaki yapılması düşünülüyorsa kalın
dilimlere bölebilirsiniz. Lüfer büyüklüğüne göre, kofana ise
mutlaka fileto yapılmalıdır. Sarı kanat ise lüferin küçüğü
olduğundan iki tarafı boyunca bıçakla çizilerek bütün
bırakılır. Çinekopu ise çizmeye dahi gerek yoktur.
Lüfer,
çinekop, sarıkanat, kofana, levrek, çipura ve özellikle
çorbaya uygun kırlangıç, öksüz, adabeyi ve iskorpit gibi
balıkların kafaları koparılmaz. Özellikle ilk gruptaki
balıkların yanak ve beyinleri çok lezzetlidir.
ORTA BÜYÜKLÜKTE VE PULSUZ
BALIKLAR
Uskumru, kolyos, istavrit, çinekop gibi
orta büyüklükte ve pulsuz balıklar ise bıçak yardımıyla
temizlenmelidir. Anüs üzerine bıçakla küçük bir kesik atıktan
sonra balığın karnı yarılarak iç organları dışarı çıkarılarak
karnı temizlenir. Bu arada solungaçlarının da koparılarak
çıkarılması gereklidir. Temizlenmiş balığın içi ve başı bol su
ile iyice yıkanmalı ve karın çevresindeki siyah zarlar ile kan
pıhtıları bıçak ucuyla iyice temizlenmelidir.
Palamut, torik gibi balıkların
karnını tamamen yarmak gerekmez. Anüsün üzerine atacağınız
derince bir bıçak kesiğiyle bağırsakların vücuttan ayrılması
sağlanır. Karın az yarılarak bıçak ucuyla iç organların tamamı
dışarı alınır. Palamut ve torik gibi balıkları iki şekilde
doğrayabilirsiniz; dilimlemek veya fileto çıkarmak. Eğer tava
veya yahni yapacaksanız balığı 1 parmak (2 ila 2.5 santim)
kalınlığında dilimler halinde kesebilirsiniz. Fırın balık için
fileto çıkarılması daha iyi olur. Fileto çıkarmak için balığın
kuyruk kısmından başlayıp kılçık paralelinde balığı ikiye
ayırmak gerekir. Palamut ve toriğin baş kısmında fazla bir şey
olmadığından kuyruğu ile birlikte kesip atabilirsiniz. Eğer bu
balıklardan lakerda yapacaksanız dilimlerin kalınlığı iki
misli yani asgari 4 santim olmalıdır. Lakerda için balık
temizlenmesi özel itina ve işlem gerektirir.
PULSUZ VE
KÜÇÜK BALIKLAR
Pulsuz ve küçük boydaki balıkları
temizlerken bıçağa gerek yoktur. Balığı sol avucunuzun içine
alıp sağ elinizin işaret ve baş parmağı vasıtasıyla balığın
kafasını kopararak ve sonra baş parmağınızı karnına sokup
yararak temizleyebilirsiniz. Ardından bol suyla iyice
yıkamanız gerekir.Balıkları kılçıklı bırakabileceğiniz gibi,
pişireceğiniz yemeğe veya kendi arzunuza bağlı olarak fileto
da çıkarabilirsiniz. Bu işlem için karnını yardığınız
parmağınızı hiç çıkarmadan kuyruğa kadar yürütmek ve sonra
kılçığı ileri geri hafifçe oynatıp yumuşak hareketlerle
yerinden çıkarmak gerekir. Bu balıklar küçük olduğu için
filetoları genelde birbirinden ayırmaya gerek yoktur.
Filetoları açık veya kapanmış olarak kullanabilirsiniz. Bunun
istisnaları ile filetonun ne şekilde kullanılacağı yemek
tariflerinde belirtilmiştir. Sardalya pullu balık olmakla
birlikte yine aynı yöntemle ayıklanır. Ancak ayıklamadan önce
parmaklarınızla pullarını kazıyabilirsiniz. Bu işlem için
bıçak kullanmaya gerek yoktur, çünkü pullar iri ve yumuşak
olduğu için parmak temasıyla yerlerinden ayrılırlar.
TAZE BALIK İÇİN PÜF
NOKTALAR
Taze balığın görünüşü son
derece canlı olur. Taze balık ile bayat balığı aşağıdaki
farklılıkları ile anlayabiliriz.
1. Taze balığın gözleri
parlak ve dışa bombeli olur. Balık tazeliğini yitirmeye
başlayınca gözleri buğulanmaya başlar ve daha sonra içeri
çöker.
2. Taze balığın derisi gergin ve parlak olur.
Pulsuz balıklarda bayatlamaya başladıkça derisinin parlaklığı
azalır ve özellikle karın tarafında buruşmalar meydana gelir.
Taze balığa parmakla dokununca meydana gelen çukurluk anında
düzelir. Halbuki bayatlamış balıklarda bu iz kalır. Balığın
parlaklığıyla yetinmemek gerekir. Çünkü tezgahtaki balıklara
devamlı su serpildiği için parlak görünebilirler.
3. Taze balığı başından tutup kaldırınca kuyruğu aynen tepsideki
gibi dimdik kalkar. Halbuki bayat balığı bu şekilde kaldırınca
kuyruk kısmı aşağı doğru sarkar.
4. Taze balığın
solungaçları canlı kırmızı olur. Balık bayatladıkça bu renk
değişir. Ancak bazı balıkçıların solungaçları kırmızı mürekkep
ile boyadıklarını belirtmek lazım. Solungaçlardan aşağı doğru
akan kırmızı sıvıyı çok kişi kan zannetsede aslında bu
mürekkeptir. Böyle bir aldatmacaya başvuran tezgahtan
kesinlikle balık alınmamalıdır.
5. Taze balık hemen
hemen kokusuzdur. Bayatlamaya başlayınca asit kokusu yaymaya
başlarlar.
6. Pullu balıkların pulları tazeyken vücuda
sıkıca yapışıktır. Elimizi kafadan kuyruğa doğru sürtünce
pulların gelmemesi gerekir.
HANGİ BALIK NASIL YENİR
BALIK
SAĞLIKTIR
Balıkta şeker, karbohidrat yok
denecek kadar azdır. Protein açısından ise son derece
zengindir. Bu özellikleri nedeniyle son derece sağlıklı bir
yiyecektir. 100 gram yağlı balık yaklaşık 22 gram, yağsız
balık ise 10 gram protein içerir. Balık aynı zamanda
proteininden en çok faydalanılan besin türüdür. İnsan vücudu
bu proteinin %93’ünden faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde ve
diğer beyaz etlerde çok düşüktür.
Balık az karbohidrat
içermesinin yanı sıra madensel tuzlar ve mineraller açısından
son derece zengindir, bol miktarda fosfor, kalsiyum, iyot ve
flor içerir. Balık eti A, B1, B2 ve D vitaminleri açısından da
zengindir.
SİYAH ETLİ-BEYAZ
ETLİ BALIKLAR
Üç tarafı denizlerle çevrili
ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine rağmen balık
çeşitleri açısından son derece zengin bir ülkedir. Deniz
balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli ve göçmen olarak
sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah
etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden
haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları
mevsimlerde de ızgarası yapılır. Bunlara örnek olarak
barbunya, tekir, levrek, kefal, lüfer, kalkan, mercan, çipura,
dil, pisi ve kırlangıçı gösterebiliriz.
Torik, palamut, uskumru,
kolyos, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş gibi balıklar da siyah
etli balıklar sınıfına girerler. Bu balıklar beyaz etlilere
nazaran daha yağlıdırlar ve daha az jelatin içerirler. Bu
nedenle haşlamaya uygun değildirler ve hazımları daha zordur.
BARBUNYA
Denizlerimizin bu tatlı balığı
genellikle Ege ve Akdeniz’de bulunur. Yerli bir balık türü
olan barbunya sıcak ve ılık denizlerin kıyıya yakın olan kumlu
ve çamurlu deniz diplerinde, az olmakla beraber kayalık
yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20 cm arasında olup nadiren 40
cm’ye kadar çıkar. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası, Ot
barbunyası ve Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların
içinde en makbulu kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ve karın
kısmı beyaz olan kaya barbununun sırtında hiç gri leke
bulunmaz. Kum ve ot barbunyasında ise sırt gri ile kırmızı
renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki
yanında, çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir
ile çok karıştırılan bu balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile
Ekim ayları arasıdır. Bu süre zarfında tavası, ızgarası ve
kağıtta kebabı çok güzel olur. Tekirden en büyük farklılığı
kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür ve çene
altında iki adet sakalı bulunur.
TEKİR
Barbunyaya çok benzeyen ve
yakın akrabası olan bu balık bütün denizlerimizde avlanır.
Karadeniz ve Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm arasındadır.
Ege ve Akdeniz’de ise boyları Barbunya’yı yakalar. Çene altı
bıyıklarının uzunluğu, küt kafası ve birinci sırt yüzgeçindeki
sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan ayrılır. Dört mevsim
yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı, aynen Barbunya’da
olduğu gibi Temmuz-Ekim ayları arasıdır. Tavası ve kağıt
kebabı çok güzel olur.
ÇİPURA
Ege’nin meşhur yerli balığı
olan ve küçük sürüler halinde gezen Çipura son yıllarda
çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura Elips
biçiminde yassı vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı ve
pembemsi yanakları ile tanınır. Atlas Okyanusu, Kuzeybatı
Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara
Denizi’nde de yakalanan ve Alyanak adıyla tanınan bu balığın
maalesef nesli tükenmiş bulunmaktadır. Genelde 20 ila 35 cm
arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya varanlarına da rastlanmıştır. Her
mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası, buğulaması,
çorbası, fırını çok güzel olur. Izgara için ideal büyüklük 250
ila 350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin
fırında pişirilmesi tercih edilmelidir.Buğulama ve çorba için
her boyu kullanılabilir. Tadı nefis olan bu balığı katkısız,
yani ızgara veya fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz
ve lidaki bu türün küçük çeşitleridir.
DİL
BALIĞI
Dil balığı da yerli
balıklarımızdan olup Ege ve Akdeniz’de bolca yakalanır. Her
mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ila şubat ayları
arasıdır. Tavası çok güzel olur. İrilerinden fileto çıkarılıp
şiş veya salçalı fileto yapılabilir.
HAMSİ
Gözlerinin gerisine kayan
ağzı ve sivrilmiş burnu ile yakın akrabası Sardalya’dan
kolaylıkla ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da hamsinin
akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar
büyürler ve çok büyük sürüler halinde gezerler. Karadeniz hamsisi Azak ve
Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak hamsisinin burnu
daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye,
bizim Orta ve Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda
da kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı
Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere Kasım’dan Şubat’a kadar
Trakya kıyılarına ve Marmara’ya göç eder. Nisan ayında da
yumurtlamak üzere Karadeniz’e çıkar. Ayrıca Marmara Hamsisi
denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük ve göç etmeyen
bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu
hamsinin sırt rengi daha açıktır. Hamsi
özellikle Karadeniz yöremizin temel gıdası, temel protein
kaynağıdır. Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler
tarafından tüketilir.Hamsinin hemen her türlü yemeği yapılır.
Izgara, tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama, pilaki, yahni
gibi. Siyah etli balık olmasına rağmen buğulamaya son derece
uygundur.Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tava
veya buğulaması tercih edilmelidir. Kış aylarında yakalanan
hamsi tuzlanıp saklanır.
SARDALYA
Hamsinin yakın akrabası
sardalya sürüler halinde yaşar ve kıyılar boyunca göç eder.
Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988 yılında
90.000 ton ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak,
tuzlanarak hatta balık yağı ve balık unu elde etmekte
kullanılır. Sardalya adı konserve işleminden dolayı konserve
ile özdeşleşmiştir. Hatta ringa konservesine de aynı ad
verilir. Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm
dolaylarındadır. Okyanusta ise 30 cm’ye kadar büyürler. Hamsi
Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz, İspanya’nın Atlas
Okyanusu kıyıları, Sicilya ve Malta için de aynı şeydir. Bu
ülkelerde birçok yemek sardalya üzerine kurulmuştur. Ülkemizde
Kuzey Ege’de bolca yakalanan sardalyanın en lezzetli mevsimi
Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli ızgaraları, fırını ve
kağıt kebabı, buğulaması ve pilakisi yapılabilir.
Kasım-Haziran arasında ise ancak pilaki ve buğulaması
yapılabilirse de bir önceki döneminki kadar lezzetli olmaz. Sardalyanın küçüğüne papalina
tabir edilir; ayıklamadan yemeği yapılır. Tirsi ise sardalya
azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalya kadar
lezzetli değildir.
USKUMRU
Kolyosa çok benzeyen ve
sürüler halinde dolaşan göçmen bir balıktır. Denizlerimizde 30
cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi’nde 50 cm’ye kadar
büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül ve Ekim
aylarında Marmara’ya iner ve kışı burada geçirip yumurtlar.
Mart ila Haziran aylarında da Karadeniz’e döner. Uskumru
büyüklüğüne göre üç değişik ad ile adlandırılır. En küçüğü
kalinarya’dır. 20-25 cm civarında ve yağlı olanları uskumru,
dönüş uskumrusu ise çiroz olarak adlandırılır. Yazın
yakalananlara ise lipari denir. En lezzetli olduğu dönem Eylül
ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna kadardır. Bu
süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi ve
tuzlaması çok güzel olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan
tavası tavsiye edilmez. Şubat’tan itibaren yağını kaybetmeye
başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalananlar ise
pilaki ve tava için uygundur. İlkbaharda Karadeniz’e dönüş
yapan çirozlar kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan bu
kurutulmuş balığa geçen zaman içinde ismi kısaltılarak
yalnızca çiroz denmeye başlanmıştır.
. Uskumrunun kolyostan önemli
farklılıkları aşağıdadır.
. Uskumru ile kolyosun sırt
desenleri birbirine benzemekle birlikte kolyosun rengi koyu,
uskumrunun ise açıktır.
. Uskumrunun kuyruk çatalının
içi boş ve iki çizgiden ibaret bir “V” harfi tarzındadır.
Kolyosunki ise doludur.
. Uskumrunun gözleri neredeyse
toplu iğne başı kadar küçük, kolyosun ise oldukça iridir.
KOLYOS
Uskumruya çok benzeyen bu
balık uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder. Ayrıca
Marmara ve Ege Denizi’nde yerli türleri de bulunur. Tadı
uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası
yapılır. Ocak ayı en yağlı zamanı olduğundan tuzlama için en
ideal zamanıdır. Tuzlaması çok güzel olur.
LÜFER
Akdeniz,Karadeniz, Marmara,
Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu’nda sürüler dolaşan lüfer
pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde yaşayanları daha
yağlı olduğundan daha da lezzetli olur. Ülkemizde Karadeniz’de
ve İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’nde yakalananların tadı
muhteşemdir. Daha güney denizlerimize inildikçe yavanlaşır ve
kendisine mahsus o güzel tad ve kokuyu kaybeder.
Eylül ortasından Ocak sonuna
kadar olan zamanı en yağlı ve lezzetli zamanıdır. Bu devre
içinde ızgarası tavsiye edilir. Çinekopun da ızgarası çok iyi
olur, ancak mevsimi lüfere göre kısadır. Kasım sonundan
itibaren azalmaya başlar. Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre
pilakisi, buğulaması, kağıt kebabı ve tavası olur. İlkbaharada
son derece yağsız olduklarından tava, pilaki ve buğulaması
tercih edilmelidir.
Lüfer büyüklüğüne göre en çok
isim alan balıktır.
Lüfer çeşitleri şöyledir:
. 10 cm’ye
kadar................... yaprak (20 adet/kg)
. 11-13 cm
arası.................... çinekop(16-19 adet/kg)
. 14-16 cm
arası.................... kabaçinekop (10-15 adet/kg)
. 17-20 cm
arası.................... sarıkanat (9-14 adet/kg)
. 21-30 cm arası
................... lüfer (4-8 adet/kg)
. 31-35 cm
arası.................... kaba lüfer(2-3 adet/kg)
. 35 cm’den
büyük................ kofana ( yaklaşık 1 kg/adet veya daha
büyük).
PALAMUT
Uskumru,torik ve orkinosu
içeren bir familyadandır. Sürüler halinde yaşayan pulsuz,
siyah etli bir göçmen balıktır. Sırtı çizgili, karnı gümüş
rengindedir. Uzunluğu 1 metreye kadar varır. Bu familyanın
çeşitleri bütün denizlerimizde görülmekle birlikte en
lezzetlileri Karadeniz ve Marmara’da avlanılan tipleridir.
Karadeniz ve Marmara palamutunda baştan kuyruğa doğru muntazam
çizgiler halinde giden, dördü koyu, üçü açık menevişli yedi
adet bant bulunur. Ege’de yaşayan, Tombik, Benekli Orkinos ve
Yazılı Orkinos isimleri alan yakın akrabasında ise sırttan
karına doğru dalgalar halinde inen en az 16 adet alacalı bant
ile karın civarında en az üç adet siyah benek bulunur. Bu
cinsin etinin tadı, hakiki palamuta nazaran hiç güzel
değildir. Ama çok kişi bu özelliği bilmeyip “palamut” diye
aldanır ve sonra palamuttan soğur.
Palamut avı Ağustos ayında
başlar. Önce Karadeniz’den sürüler halinde vanoz ve çingene
palamutu, Eylül’den itibaren de palamut gelmeye başlar. En
lezzetli zamanı da Eylül başından Şubat ortalarına kadar olan
zamandır. Bu mevsimde çok yağlı olduğundan tavası biraz ağır
kaçar. Bu nedenle ızgarası ve fırını tavsiye edilir. Aynı
mevsimde yahnisi de harika olur. Diğer mevsimlerde tavası
yapılabilir. Palamut siyah etli bir balık olduğundan
buğulaması ve çorbası tavsiye edilmez.
Palamutun boyuna göre
isimlendirilmesi aşağıdaki gibidir:
. 20 cm’ye
kadar........................ palamut vanozu
. 20-30 cm
arası..........................çingene palamutu
. 31-40 cm
arası..........................palamut
. 40-50 cm
arası..........................kestane palamutu
. 51-60 cm
arası..........................torik
. 61-65 cm
arası..........................sivri
. 65-70 cm
arası..........................altıparmak
. 70 cm’den
büyük......................zindandelen
Torik ve toriğin
büyük boyları palamuttan daha çok yağlıdır. Bu nedenle tuzlama
ve lakerdası tercih edilir.
LEVREK, MİNEKOP,
EŞKİNE
12 değişik türden meydana
gelen bu familya ılık ve tropik sukarın sığ kesimlerinde
yaşar. Vücutları iğ biçiminde ve yandan hafif basıktır.
Pulları oldukça iri olan levreklerin yanları genelde beyaz,
alt bölümleri gümüşi, alt yüzgeçi ise sarımsıdır. En irileri 1
metreyi geçebilir. Ülkemiz denizlerinde 20 ila 60 cm arasında
olurlar. Bayağı levrek ve benekli levrek olmak üzere iki tipi
mevcuttur. Sırtlarındaki çok sayıda benek ile ayrılırlar.
Benekli levrek Güney Ege ve Akdeniz’de, bayağı levrek ise
bütün denizlerimizde görülür.
Karadeniz’de kötek olarak ta
bilinen minekop ta bu familyanın diğer bir türüdür. Eşkineye
çok benzeyen minekoplar 30 ila 80 cm arasında olur. 1 metreden
büyük ve 20-25 kg olanlarına da rastlanmıştır. Erişkinler
kıyıya yakın kayalık dipleri, yavrular ise akarsu ağızlarını
tercih ederler. Parlak mavimsi-gri renkteki vücudu sırttan
karına doğru inen sarı menevişli çizgilerle bezenmiştir. Karnı
gümüşi beyazdır.
Eşkine ise bütün
denizlerimizde görünen kıyıya yakın kayalık diplerde yaşıyan
bir türdür. Ortalama 30 cm ve 600 gramdır. 3-4 kiloluk
irilerine de rastlanmıştır. Sırtı kamburumsudur ve koyu kahve
ile lacivert arası bir renktedir. Karnı ise sarı-beyaz
menevişlidir. Başının içinde, gözlerinin arkasında herbiri 4-5
gram ağırlığında iki adet beyaz taş bulunur. Halk arasında bu
taşların idrar söktürücü ve böbrek taşı düşürücü olduğuna
inanılır.
Genelde tek gezen, geceleri
avlanan ve oyuklar arasından süzülürcesine dolaşan bu balığın
başlıca besini karides ve yavru balıklardır.Yıl boyunca yenen
levreğin çok lezzetli eti vardır. En güzel mevsimi kış ayları
ve ilkbaharın başıdır. Her türlü yemeği yapılan levreğin
buğulaması, fıfırnda kağıt kebabı ve mayonezlisi nefis olur.
Levrek özellikle şaraplı ve mayonezli balık yemeklerine çok
güzel gider.
TRANÇA,SİNARİT
Trança genelde sinaritlerin
irisi için kullanılan bir isimdir. Lagos ve orfozla büyük
benzerlik gösterirlerse de ayrı familyalara mensupturlar.
İSTAVRİT
İstavrit, Marmara ve Boğaz’da
balık avlamaya başlayanların ilk tanıştıkları balıktır.Ağzı
öne uzayabilen, dişleri ince, gözleri iri, kuyruğu derin
çatallı ve vücudu iğ biçiminde olan göçmen bir balıktır.
Marmara, Ege ve Karadeniz’de yaşayan yerli türleri de vardır.
Marmara’da 15-20 cm, Ege’de 30 cm civarında olurlar.
Marmara’da boyu 10 cm’nin altında olan küçük istavritlere
kıraça tabir edilir. Karadeniz’in doğusunda istavritler
palamut büyüklüğünde, yaklaşık 50 cm boyunda
olurlar.Sarıkuyruk istavrit veya sarıkanat istavrit diye
anılan tipi sularımızda en çok bulunan türüdür.
İstavritler sonbaharda
Marmara’ya iner, mayıs’tan itibaren de Karadeniz’e geri
dönmeye başlarlar. Her mevsimde yakalanan istavritin en
lezzetli olduğu zaman Kasım ila Şubat ayları arasıdır. Tavası
ve fırını çok güzel olur.
İZMARİT
Ağzı körüklü, gözleri iri,
sırt-göğüs ve anüs yüzgeçleri sert diken ışınlı bir balıktır.
Sularımızda iki türü vardır: menekşe izmarit ve istargilos.
İzmaritin erkekleri dişilerden daha iri olurlar. Dişiler 20 cm
civarında olurken erkekler 25 cm’ye kadar uzayabilir.
İzmarit midye, deniz solucanı
ve balık yumurtaları ile beslenen bir dip balığıdır. Eti beyaz
ve son derece lezzetlidir. Tavası güzel olur. Sonbahar ve kış
aylarında ızgarası dahi yapılır. İzmaritler ızgara yapılırken
ayıklanmaz. Olduğu gibi pişirilip bilahare derisi,
bağırsakları ve kılçıkları ayıklanır. Üzerine limon ve
zeytinyağı ile kıyılmış maydanoz eklenerek hazırlanır. Pulları
kazındıktan sonra derisi tulum çıkarılarak yapılan tavası da
çok güzel olur.
KALKAN
Karadeniz’in bu ünlü balığı
bütün yassı, oval vücudu, bir tarafı siyaha yakın diğer tarafı
beyaz rengi ve beyaz tarafındaki düğmeleri ile tanınır. Her
iki tarafı siyah olan kaya kalkanı’na da nadiren rastlanır.
Kaya kalkanı daha çok Sinop, Samsun yörelerinde çıkar.
İstanbul Boğazı’nın kuzeyinde, Karadeniz’in batısında avlanan
kalkan bir tarafı siyah, bir tarafı beyaz olan bayağı
kalkandır. Kalkan karadeniz içinde, kışın kuzeyden güneye göç
eder.
Her mevsim avlanan kalkan
bütün sene boyunca yenebilir. En lezzetli zamanı Ocak sonundan
Mart ortalarına kadardır. Tavası çok güzel olur. Buğulaması ve
kağıt kebabı da yapılır. İlkbahar sonlarından itibaren Ağustos
ayına kadar yakalanan kalkan yavrularının tavası nefis olur.
KEFAL
Yaz ayları dışında lezzetli
olan pullu ve göçmen olmayan bir balıktır. Bütün
denizlerimizde yetişir. Sonbahar, Kış ve İlkbahar’da çok
lezzetlidir. Kefalin buğulaması ve pilakisi çok güzel olur.
Ayrıca likorinoz denilen tütsülüsü de çok makbuldur. Bir kefal
türü olan haskefalin kurutulmuş yumurtaları çok aranan bir
deniz ürünü, bir mezedir. Sarı kulak kefalin tavası ve fileto
ızgarası da yapılır.
Kefal alırken çok dikkat
etmek, tercihan tanıdık balıkçıdan almak gerekir. Çünkü kefal
kirli ve bulanık suları çok sever ve buralarda diğer balıklar
yaşamazken o yaşar. Örneğin İzmir Körfezi’nde diğer balıklar
yaşamazken kefal bol miktarda bulunmaktadır. Bu gibi sularda
yakalanmış kefal insan sağlığı için büyük tehlike arzeder.
KILIÇ
Türkiye’mizi çevreleyen
denizlerde artık nadir görülen çok lezzetli bir balık türüdür.
Akdeniz ve Ege’de yıl boyunca, Karadeniz’de ise yalnız yaz
ayları görülür. Kılıç gibi uzun üst çenesi, lacivert-siyah
sırt rengi ile tanınan bu balığın akrabası marlin bizim
sularımızda bulunmaz. Daha çok Atlas Okyanusu’nda Bermuda
civarında bulunan bu balık pişince pembemsi et rengi, kafadan
kuyruğa kadar uzanan sırt yücgeçi ve yuvarlak yerine enine
yassı üst çenesiyle kılıçtan ayrılır.
Her mevsimde yenebilen kılıçın
en lezzetli zamanı Eylül-Şubat arasıdır. Bu balığın en güzel
defne yapraklı şişi olur. Izgarası ve kağıt kebabı da yapılır.
MEZGİT
Tavuk balığı olarak ta bilinen
mezgit bütün denizlerimizde bulunmakla beraber en çok
Karadeniz’de bulunur. Yaz hariç devamlı yumurtalı durumdadır.
Mezgitin yumurtalı tavası, domatesli sotesi güzel olur.
KIRLANGIÇ
Bütün denizlerimizde bulunan
kırlangıç ortalama 25-30 cm olup nadiren 75 cm’ye kadar
olanlarına da rastlanmaktadır. Sırt rengi kırmızı-pembe,
karuın ise pembe veya beyazdır. Yakın akrabası olan öksüz’den,
bu balığın pembe-gri veya komple gri sırtı, ve öksüzün ördek
gagasını andıran ağız yapısı ile ayrılır. Her ikisi de
lezzetli olup genelde kırlangıç tercih edilir. Çok gelişmiş
solungaçları ve gırtlak yapısı medeniyle uğultu, inilti gibi
değişik frekanslarda ses çıkarırlar. Bu ses nedeniyle bir
birçok balıkçı tarafından inleyen balık diye adlandırılır ve
uğursuz sayılır.
Kırlangıç ızgara ve tavaya
uygun değildir. Buğulaması, özellikle çorbası çok lezzetli
olur. Haşlanmış kırlangıçın ayıklanmış etleri mayonezli veya
zeytinyağ-limon sıkarak soğuk olarak ta meze olarak lezzetle
yenebilir.
İSKORPİT
Kırlangıçtan bahsedince
iskorpit ve adabeyini atlamak olmaz. Her ne kadar aynı
familyadan olmamakla beraber etleri ve uygun oldukları
yemekler açısından çok benzerlik gösterirler. İskorpit bütün
denizlerimizde, adabeyi ise genelde Ege’e bulunur. İskorpitin
sırt dikenleri zehirlidir. Bu nedenle balıkçıya
ayıklattırılmalıdır.
HANGİ BAHARAT VE OT HANGİ
BALIK İLE YENİR
|
Fesleğen
Defne yaprağı
Keraviye
Zencefil
Köri
Mercanköşk
Hardal
Muskat
Nane
Paprika
Maydanoz
Karabiber
Kırmızı biber
Adaçayı
Tarhun
Biberiye
Sarımsak
Ceviz
Badem
Kapari |
Yengeç, ıstakoz ve karides gibi kabuklu deniz ürünlerinden
yapılan yemeklerde.
Bilumum balık buğulamalarında,
haşlamalarda, balık şişte
Buğulama, haşlama ve dolmalarda
Şark usulü bütün balık
yemeklerinde, kavurmalarda, ıstakozda, sos yapımında,
midyede
Uzakdoğu balık yemeklerinde, zencefile
alternatif olarak (zaten içinde zencefil vardır)
Balık yanında sunulan
tereyağında, soslarda ve dolmalarda
Toz halinde güveçlerde,
yapılmış olarak yengeçle
Yengeç ve ıstakoz ile
Balık ızgaralarda, balık
çorbasında, Jumbo karides tavada
Dolma ve güveçlerde
Balık yanında sunulan
tereyağında,soslarda, limon sosunda, dolmalarda
Bütün
balık ve deniz ürünü yemeklerinde tatlandırmak
için
Buğulama ve haşlamalarda,
çorbalarda, güveçlerde
Dolma ve güveçlerde
Fırın ve soslu balık
yemeklerinde
Tadı nispeten yavan olan
balıkların fırın, soslu fırın, kavurma ve yahnilerinde
Buğulamalarda, soslarda,
kavurmalarda, çorbalarda, zeytinyağlı soslarda
Tarator ve benzeri soslarda
Cevizin kullanıldığı yerlerde
alternatif olarak
Turşu halinde buğulamalarda |
BALIK ETİNİN KIRMIZI ET
VE TAVUK ETİ İLE MUKAYESESİ
| |
KIRMIZI ET VE TAVUK
ETİNİN BALIK ETİ İLE MUKAYESESİ
(100GR) |
|
| |
| Kırmızı Et |
Tavuk Eti |
Balık Eti |
| Kalorisi yüksek |
240 |
Kalorisi düşük |
149 |
Kalorisi düşük |
149 |
| Yağ oranı yüksek |
18.2 |
Yağ oranı düşük |
8 |
Yağ oranı düşük |
8 |
| Kalsiyumdüşük |
8 |
Kalsiyum yüksek |
15 |
Kalsiyum yüksek |
15 |
| B1-B2 vitamini |
Düşük |
B1-B2 vitamini |
Düşük |
B1-B2 vitamini |
Yüksek |
| Niasin düşük |
4.3 |
Niasin yüksek |
9.0 |
Niasin düşük |
3.0 |
| Demir yüksek |
2.6 |
Demir orta seviyede |
1.5 |
Demir düşük |
1.1 |
| Et (Bağ dokusu) sert |
Fazla |
Et yumuşak-sert |
|
ET (Bağ dokusu) yumuşak |
Az |
| Bakteriler zor nüfuz eder |
|
Bakteriler kolay nüfuz eder |
|
Bakteriler kolay nüfuz eder |
|
| Kolay bozulmaz |
|
Kolay bozulur |
|
Çok kolay bozulur |
|
| Doymuş yağ asitlerinden
zengindir |
|
|
|
Doymamış yağ asitlerinden
zengindir |
|
| PH 6.0 Hafif asit bakteriler
süratle çoğalmaz |
|
|
|
PH 6.0-7.0 Nötr bakteriler
süratle çoğalır |
|
|
| |